Tanıtım Fragmanı

UğurPolat (Savcı Duran)

Gerçek Adı:   Uğur Polat
Doğum Yeri:   İstanbul, Türkiye
Doğum Tarihi:   01.01.1961
Boy : 1.78 m
Onu Ünlü Yapan Ne?   Bütün Kapılar Kapalıydı (1990) filmiyle tanınmaya başlamıştır.
Ailesi:   -
Ödüllerinden Bazıları:   
1990: 3. Ankara Film Festivali, Umut veren erkek oyuncu, Bütün Kapılar Kapalıydı
1996: İsmet Küntay Tiyaro Ödülü
1999:Antalya Film Festivali, En İyi Erkek Oyuncu, Salkım Hanımın Taneleri
Eğitim:   
 – İstanbul Üniversitesi, Devlet Konervatuarı, Tiyatro Bölümü
Meraklısına…
•    1978 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’na katıldı. 1985 Adana Devlet Tiyatrosu’da, 1987 İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışmıştır
•    Aynı zamanda seslendirme sanatçısı.
•    Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmıştır.
•    Bir söyleşi de “Oyunculuk benim için önce sezebilmek, sonra da hayal edebilmektir. Elbette okumak, araştırmak, gözlem yapmak, bilgi görgü arttırmak bir oyuncu için önemli besin kaynaklarıdır; ama sezgi oyunculuğun olmazsa olmaz anahtarıdır.” demişti.
•    Sıcak Saatler, Yeditepe İstanbul, Sultan Makamı gibi dizilerde rol almıştır

Meltem Cumbul (Nazlı)

1970’te İzmir’de dünyaya geldi. 1987 yılında Özel Ata Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Mimar Sinan Üniversitesi’nin Tiyatro bölümüne kaydoldu. 1991 yılındaki mezuniyetinin ardından profesyonel anlamdaki ilk iş deneyimi için Londra’ya gitti.
Ömer Karacan’ın keşfettiği Cumbul, gönlü tiyatroda olmasına rağmen Karacan’ın yapımcısı olduğu Genç Çizgi isimli programı sundu. O dönemde TRT için Radyotek isimli bir program da hazırlayan Cumbul 1993 yılında Türkiye’ye döndü ve Aşağı Yukarı isimli yarışmayı sunmaya başladı.
1994 yılında yine bir TV projesi olan “Nerden Başlasak Nasıl Anlatsak?” isimli talkshow’u sunan Cumbul, programda ünlü isimlerle sohbet ediyor ve starların taklitlerini yapıyordu. TV izleyicisi tarafından büyük ilgiyle karşılanan programdan sonra Marguerite Duras’ın Ayrılık Müziği’nde başrolde oynadı. Tiyatro projelerine o dönemde ağırlık veren oyuncu aynı zamanda Arnold Wesker’in “Dört Mevsim” isimli oyununu da sahneye koydu ve yönetmenliğini yaptı.
Alp Buğdaycı’nın başrolde oynadığı “Bir Sonbahar Hikayesi” filmiyle ilk sinema tecrübesini yaşayan oyuncu daha sonra “Sahte Dünyalar” isimli TV dizisinde oynadı.
1995’te Böcek ve Bay E filmlerinde ufak rollerde göründükten sonra, yönetmenliğini Barış Pirhasan’ın yaptığı ve uluslararası isimlerden oluşan oyuncu kadrosuyla dikkat çeken ödüllü film Usta Beni Öldürsene’de performansıyla adından söz ettirdi.
1997’de TV’deki başarılı projelerine bir yenisini daha ekledi: Meltem Cumbul Show.
Karışık Pizza, Duruşma, Propaganda, Geboren in Absurdistan gibi filmlerde başrolde onayan Cumbul, 90’lı yıllar boyunca TV, sinema ve tiyatro çalışmalarıyla yükselişe geçmişti. 1999’da rating rekorları kıran ve Türk televizyon tarihinde en çok başarı kazanan dizilerden biri olan uzun soluklu TV dizisi Yılan Hikâyesi’ndeki rolüyle hafızlara kazındıktan sonra, Maruf (2001) “Biz Size Aşık Olduk” (2002) “Beşik Kertmesi” (2002), “Gurbet Kadını” (2003) gibi iddiasız yapımlarda kamera önüne geçti.
Cumbul 2000 yılında bir West End ve Broadway showu olan Smokey Joe’s Cafe müzikalinin Türkiye ayağında başroldeydi.
Meltem Cumbul ilk ödülüne Ziya Öztan’ın yönetmenliğini yaptığı Abdülhamit Düşerken filminde gösterdiği başarılı oyunculuğuyla kavuştu. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olan Cumbul, Berlin Altın Ayı ödülünü kazanan dünya sinemasının önemli filmlerinden biri olan Fatih Akın imzalı Gegen Die Wand (Duvara Karşı)’da yardımcı kadın oyuncu rolündeydi
2004’te Türkiye’de yapılan Eurovizyon Şarkı Yarışması’nın sunuculuğunu Korhan Abay ile birlikte gerçekleştirdi. Aynı yıl mimar Çağlayan Tuğal’la evlendi ancak bir yıl sonra Tuğal’dan boşandı.
2005’te usta oyuncu Şener Şen ve Timuçin Esen’le birlikte Gönül Yarası’nda başrolleri paylaşan Cumbul, filmdeki başarılı performansıyla adından uzun süre bahsettirdi. Film Amerika’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde gösterime girdi.
Cumbul 26. İstanbul Film Festivali’nin uluslar arası jürisinde Jane Champion, Jan Chapman gibi önemli isimlerle birlikte jüri üyeliği yaptı ve California Dreamin’daki Palm Springs Uluslarararası Film Festivali’nin galasına davetli olarak katıldı.
2005’in sonunda oyunculuk konusunda eğitim alıp kendini geliştirmek için Los Angeles’a  gitti.

Yavuz Turgul (Hikaye Yazarı)

Yavuz Turgul, 1946 yılında İstanbul’da doğdu. Sinema hayatından önce yıllarca gazetecilik yaptı. 1976 yılında Ertem Eğilmez’in desteğiyle senaryo yazarlığına başladı. Senaryosunu şair Ahmet Muhip Dranas ile birlikte yazdığı, 1984 yapımı Fahriye Abla filmi ilk yönetmenlik denemesidir. Fahriye Abla filminde Müjde Ar ve Tarık Tarcan ile çalışmıştır. 1987’de senaryosunu yazıp yönettiği Türk sinema tarihinin unutulmaz filmi Muhsin Bey’de Şener Şen ve Uğur Yücel ile çalışmıştır. Her ikisinin de inanılmaz oyunculuğu sözün bittiği yerde başlar. Film, Altın Portakal Film Festivalinde En İyi Aktör, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Film ödüllerini aldı. İstanbul Film Festivalinde Jüri Özel Ödülü ve San Sebastián Film Festivalinde ödüller aldı.
Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni filmini 1990 yılında çekti. Oyuncu kadrosu artık hemen hemen aynıdır. Şener Şen, Müjde Ar, Şevket Altuğ ve niceleri. Gölge Oyunu filmini 1992 yılında çevirdi. Başrollerini Şener Şen ve Şevket Altuğ’un oynadığı bu harika film Altın Portakal’da En İyi Film ve En İyi Senaryo ödülleri almıştır. İzlemeyenlere kesinlikle tavsiye edebileceğim bir filmdir.
Gelelim 1996 yılına, Türk sinemasında tekrar kaliteli film patlamasını başlatan Eşkiya filmine. Filmin oyuncuları yine çok tanıdık Şener Şen ve Uğur Yücel. Film Almanya ve Portekiz’de ödüller kazandı. Filmin birer klasik olacak müziklerini Erkan Oğur hazırladı. Türk Sinema Yazarları Türk Sineması Ödüllerinde ise En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ( Melih Çardak ), En İyi Müzik dallarında ödül kazandı. Bu kadar başarının ardından bir de Akademi Ödüllerinde(Oscar) , yabancı fil kategorisinde aday adayı oldu. Son olarak 2005 yılında, başrollerini Şener Şen ve Meltem Cumbul’un oynadığı Gönül Yarası filmini çekti. Film yine bol ödüllü. Altın Portakal’da, En İyi Erkek Oyuncu- Şener Şen, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu-Timuçin Esen, En İyi Müzik-Tamer Ciray ödüllerini aldılar. Queens Film Festivalinde de film Queens Spirit ödülünü aldı. Palm Springs Uluslararası Film Festivalin’de Meltem Cumbul En İyi Kadın Oyuncu olarak iki özel ödül aldı. Senaryosunu yazdığı filmlerin bazılarını yazmakla yetineceğim. Çiçek Abbas, Züğürt Ağa, Tosun Paşa, Banker Bilo, Davaro, Şekerpare, Hababam Sınıfı Güle Güle.Bu filmlerin hepsi hayatımızın büyük bir kısmında keyif alarak izlediğimiz filmler. Televizyonda her gösteriminde bu filmleri tekrar tekrar izliyoruz. Her ne kadar konuşmalar kesilse de.
Özellikle Züğürt Ağa filmi hakkında bir şeyler yazmadan geçemeyeceğim. Bu akşam haberlerde izlediğim bir haber, aslında filmin ne kadar gerçeklere dayalı bir dram olduğunu gözler önüne seriyor. Haberde, Ankara yakınlarında bir köy, susuzluktan, muhtarı tarafından satılığa çıkarılmış. Züğürt Ağa’da da doğrudan olmasa da aynı durum söz konusudur. Kuraklık ve susuzluktan kırılan Haraptar köylüleri, köyün ağası Züğürt Ağa’nın mallarını çalıp İstanbul’a kaçarlar. Çaresiz Züğürt Ağa, köyü satılığa çıkarır. Filmin Altın Portakal’da 3, İstanbul Film Festivalinde 1 ödülü var. Yavuz Turgul’un bunca senaryo ve yönettiği filmlerin haricinde bir de film müziği denemesi vardır. 1978 yapımı Ertem Eğilmez filmi Sultan adlı filmin müzklerini Cahit Berkay ile hazırlamışlardır. Son olarak 2007 yılında, yönetmenliğini Ömer Vargı’nın yaptığı Kabadayı filminin senaryosunu yazmıştır.

Ruhi Sarı (Tarantino)

1972 yılında Trabzon’da doğdu.Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu olan sanatçı, sanat hayatına Kartal Sanat Tiyatrosu’nda başladı. 1995’te Tunç Başaran’ın Sen de Gitme adlı filmiyle sinemaya geçti. Yeditepe İstanbul dizisindeki rolüyle başarılı bir grafik çizdi. Yarım Elma dizisinde tanınırlığı yükseldi.
Ödülleri
33. Antalya Film Festivali, 1996, Yılmaz Zafer Genç Yetenek Ödülü Sen de Gitme Triandafilis
Adana Altın Koza Film Festivali, 1996, Yılmaz Güney Onur Ödülü Sen de Gitme Triandafilis
Ankara Uluslararası Film Festivali, 1996, Umut Veren Genç Yetenek Ödülü Sen de Gitme Triandafilis
ÇASOD Ödülleri, 2000, En İyi Erkek Oyuncu, Üçüncü Sayfa
Sadri Alışık Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu, Üçünçü Sayfa
11. Orhon Murat Arıburnu Ödülleri, 2000, En İyi Erkek Oyuncu, Üçüncü Sayfa
24. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2002, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Hiçbiryerde
Filmografisi
Made in Europa – 2007
Kuartet – 2006
Ezo Gelin – 2006
Alanya Almanya – 2005
Hırsız Polis – 2005
Çarpışma – 2005
AB nin Yolları Taştan – 2005
Saçsaça Başbaşa – 2004
Ruhun Duymaz -2004
Haziran Gecesi – 2004
Bakış – 2003
Neredesin Firuze – 2003
Sultan Makamı – 2003
Yarım Elma – 2002
Maruf – 2001
Derviş – 2001
Yeditepe İstanbul – Ömer
Hiçbiryerde – 2001
12 Lejyoner – 2000
Şaşı Felek Çıkmazı – 2000
Yedi Numara – 2000
Figüran – 1999
Zilyoner – 1999
Üçüncü Sayfa – 1998
Unutmadım – 1997
Yalan – 1997
Sen de Gitme Triandafilis – 1995

Kadir Çöpdemir (Macit)

1969 Elazığ doğumlu Radyocu – tv yapımcısı, programcısı ve dizi oyuncusudur. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunudur. Başak burcudur.

Türkiye’nin ilk özel radyosu Süper FM’in ilk DJ (disc-jokey)’i olarak Türkiye’de ilk ses veren radyocudur. Maksat Muhabbet isimli programı yıllarca Süper FM, Klas FM, Roket FM gibi radyolarda başarıyla sürdürmüştür.

Meslek hayatına Süper FM’de radyoculuk yaparak başlamıştır. NTV TV’de Gerçeğin Ta Kendisi adlı programı yaptı. Beyazıt Öztürk ile ‘Biri Bana Anlatsın’ adlı programını sundu. 2007 yılından itibaren bir tematik haber-belgesel kanalı olan NTV’de ‘Hiç Bunları Kendine Dert Etmeye Değer mi’ isimli bir talk show’u Demet Akbağ ile sunmaya, ve Ulusal bir kanal olan Atv’de cumartesi geceleri 12’den sonra ‘Maksat Muhabbet’ isimli talk show programına başlamıştır. 2008 yılında da aynı programları sürdürmektedir.

Erdem Akakçe (Teoman)

Erdem Akakçe, (d. 1 Ocak 1976 Konya) Türk tiyatro ve sinema oyuncusu.
Ankara Özel Yükseliş Koleji’nden sonra Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Profesyonel sahne yaşamına ilk kez Dostlar Tiyatrosu’nun sergilediği “Yalınayak Sokrates” adlı oyunla başladı. Ertesi sezon Ankara Ekin Tiyatrosu’nda Slawomir Mrozek’in “Polisler” adlı eserinden uyarlanan “Son Mahkum”‘da oynadı. Daha sonra yeniden Dostlar Tiyatrosu’na katıldı. Tankred Dorst’un “Oyuncu”, Laurent Baffie’nin “Yarışma”, Genco Erkal’ın uyarladığı “Yaşasın Savaş” ve Behiç Ak’ın “Fay Hattı” adlı oyunlarda oynadı.
Yarışma’daki rolüyle Avni Dilligil, Yaşasın Savaş’la Ankara Sanat Kurumu, Fay Hattı’yla Afife Jale Ödüllerini kazandı.
Anlat İstanbul adlı sinema filminde, Biz Size Aşık Olduk, Bir İstanbul Masalı ve 29-30 adlı TV dizilerinde oynadı.

Çalıştığı Tiyatro Toplulukları

Dormen Tiyatrosu
Tiyatro Oyunbozan
Tiytro Rast
Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu
Dostlar Tiyatrosu
Ankara Ekin Tiyatrosu

Oynadığı Bazı Tiyatro Oyunları

Kuyruk
Dokuz Ay Son Gün
Kuzey Işığı
Kocasını Pişiren Kadın
Arıza
Aymazoğlu Ve Kumdakçılar
Buluşma
Fay Hattı
Yaşasın Savaş
Yarışma
Oyuncu
Son Mahkum
Yalın Ayak Sokrates

Oynadığı Bazı Sinema Filmleri

Ara
Zincirbozan
Anlat İstanbul
Kolay Para

Oynadığı Bazı Dizi Filmler

Kısmetim Otel
Zincir Bozan
29/30
Kırık Kalpler Durağı
Beş Kollu Avize
Bir İstanbul Masalı
Biz size aşık olduk (2002)

Özcan Deniz (Mustafa)

Doğumu, müzik tutkusu ve eserleri

Özcan Deniz, 1972 yılında Ankara’da doğdu. 1977 yılında ailesiyle birlikte Aydın’a yerleşti. Erken yaşta okumayı bıraktı ve müzikle uğraşmaya karar verdi.

13 yaşında İzmir’de şarkı söylemeye başladı. 16 yaşında Antalya’da şarkı söyleyerek tüm ailesini geçindirecek parayı kazanmaya başladı.

17 yaşında İstanbul’a geldi ve bir süre pavyonlarda çıktıktan sonra 18 yaşında Almanya München’e gitti.

Ailesinin geçimini sağlamak için bir gazinoda çalışmaya başlayan Özcan Deniz bu arada Prestij Müzik sanatçılarından Yaşar Yağmur aracılığı ile İstanbul’a gelerek firmanın ortaklarından Hilmi Topaloğlu ile tanıştı ve “Yine Ağlattın Beni” adını taşıyan ilk albümünü çıkardı.

Almanya’da 3 yıl kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. Hilmi Topaloğlu ve Mahsun Kırmızıgül ile “Meleğim” albümünü yaptı. “Meleğim” ortalığı kasıp kavurdu ve büyük tirajlar yakaladı.

Ardından “Beyaz Kelebeğim” ve “Yalan mı” isimli albümlerinde de hedeflenen tirajlara ulaşmayı başardı.

Fakat askerlik nedeniyle müziğe 3 yıl ara verdi. Askerliğinin bitişinden sonra tekrar İstanbul’a gelerek albüm ve dizi çalışmalarına devam etti… Deniz’in, albümleri yok sattı, dizileri reyting rekorları kırdı, filmleri kapalı gişe oynadı.

Albümleri

2007 Hediye
2005 Türküler´le
2004 Ses ve Ayrılık
2003 Asmalı Konak
2003 Geçmiyor Günler
2002 Leyla
2000 Aslan Gibi
1998 Çoban Yıldızı
1997 Yalan Mı?
1995 Beyaz Kelebeğim
1993 Meleğim
1992 Yine Ağlattın Beni

Sinema

Keloğlan Para Prens’e Karşı (2006)
Neredesin Firuze(2004)
Asmalı Konak (2003)
O Şimdi Asker(2003)
Kolay Para – Easy Money -(2002)
Ona Sevdiğimi Söyle(1999)

Televizyon filmi

Yalan (1999)

Dizileri…

Kader (2007)
Haziran Gecesi (2005)
Asmalı Konak (2002)
Aşkın Dağlarda Gezer (1999)
Yalan (1999)

Televizyon programları

Özcan Deniz Şov…
İki Renk… (2007, TRT)

Ödülleri

2005 MGD Yılın En İyi Tv Dizi Oyuncusu Ödülü…
2005 Çağdaş Sinema Oyunları Derneği Teşekkür Ödülü…
2004 – 2005 Altın Kelebek En İyi Erkek Oyuncu Ödülü…
2003 – 2004 Avrupa Türklerinin Seçtiği En Başarılı Sanatçı Ödülü
2003 Yılın Dizisi Asmalı Konak İÜ İktisat Kulübü
2002 RTGD Tv Oscarı, Tv Yıldızı Ödülü…
2002 MGD Yılın En İyi Tv Erkek Yıldızı Ödülü…
20001 Avrupa’nın En Başarılı Sanatçısı Ödülü…

Aşkları

Nesrin İşçi,
Şevval Sam,
Ece Uslu,
Berna Demir,
Esin Moralıoğlu,
Pelin Giyim,
Semra Çalışkan,
Özge Özsağman,
Ebru Destan,
Funda Gürdağ,
Aslı Tümen,
Şebnem Schiffer,
Fehriye Evcen.

Ece Sürkan (Belda Özhanlı)

1977 yılında Ankara’da doğan Ece Sükan, ilk, orta ve lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde tamamladı. Bu yıllarda Kayahan’la Cumartesiden Cumartesiye adlı programda olduğu gibi birçok çocuk programında sunuculuk yaptı ve Uzun Çoraplı Pipi, Susam Sokağı gibi çizgi filmlere seslendirme yaptı. Devlet Opera Balesi’nde 3 yıl bale eğitimi aldı ve burada 2 yıl da oyunlarda görev aldı. 1998 yılında ODTÜ Psikoloji bölümünden şeref öğrencisi olarak mezun olan Ece Sükan, aynı yıl “Best Model of Turkey” üçüncüsü seçildi. 1998 yılından itibaren profesyonel mankenliğe başladı. 2000 yılında Marie Claire dergisinde moda editörlüğü yapmaya başlayan Ece Sükan birçok dergi ve firmalara moda editörlüğü yapmaya devam ediyor.

TV

2006 Haziran Gecesi TV Dizisi-Yön: Andaç Haznedaroğlu: Kanal D
2005 24 Saat TV Dizisi – Yön: Cem Sürücü : Star TV
2008 Aşk Yakar Dizisi : Kanal D

Kampanyaları Reklam
2000  Dove Sabun TV reklam filmi

Stil Danışmanlığı
Marie Claire, Nike, Gucci, Puma, Apple, Levis, Topshop, Absolut, Home Store, YKM, Bosch, Jumbo, Koton, Beymen, Arzu Kaprol ve Hakan Yıldırım

Ödüller

2006 Procter&Gamble Yilin En Iyi Giyinen Ünlü’sü

Diller
Türkçe, İngilizce(ileri seviye), Fransızca(başlangıç)

Faaliyet alanları
TV, Defile, Tanıtım, Reklam Kampanyaları, Sunuculuk, Moda Editörlüğü

Görkem Yeltan (Türkan)

Görkem Yeltan,

(d. 17 Ocak 1977, Nazilli) Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, yazar.

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nde eğitimine başlayan sanatçı, aynı süreçte Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda çalışmaya başlayınca, eğitimiyle iş yaşamını birleştirmek amacıyla Devlet Konservatuvarı, Tiyatro Bölümü’ne geçerek mezun oldu. Yıldız Kenter, Haldun Dormen ve Suat Özturna gibi isimlerle çalıştı. Tiyatro İstanbul, Tiyatro Ti, Bakırköy Belediye Tiyatrosu, Gazanfer Özcan – Gönül Ülkü Tiyatrosu gibi topluluklarda görev aldı. Çeşitli sinema ve dizi filmlerde rol aldı. Mehmet Güreli’nin Odamda Yolculuk albümündeki tüm şarkı sözlerini yazdı. Görkem Yeltan, aynı zamanda çocuk kitapları ve Radikal ve Akşam gazetelerinde köşe yazıları yazıyor, çocuk albümleri yapıyor.

Eserleri
2002 Kırmızı’nın Mektupları, Ocak 2002 , Bilge Karınca Yayınları,
2003 Kırmızı’nın Günlüğü ( Yedi Tepe Müzik, okuma kaseti)
2004 Zebra Zaza, Marsık Yayınları
2004 Hımbıl Beyaz, Marsık Yayınları
2004 Deniz Kabuğu Serisi 1 ( Yedi Tepe Müzik, okuma Kaseti)
2005 Kaplumbağa İle Eşek, +1 Kitap
2005 Define Bahçesi, +1 Kitap

Filmografisi
Sıfır Dediğimde – 2007
Şölen – 2007
Gölge – 2007
Mahkum – 2006
Miras – 2005
Davetsiz Misafir – 2005
Sil Baştan – 2004
En İyi Arkadaşım – 2004
Canım Kocacığım – 2002
Biz Size Aşık Olduk – 2002
İnsanlık Hali – 2000
Yüzleşme – 1999
Yılan Hikayesi – 1999
Komşu Komşu – 1997
Kara Melek- 1996
Süper Baba – 1993

Gökçe Yanardağ (Müjde)

Gökçe Yanardağ, 1975 yılında İstanbul’da doğdu. 1991’de mankenliğe başladı. Başak Gürsoy Ajansı’na bağlı olarak devam ettiği mankenliği süresince Beymen, Vakko ve Deri Show gibi pek çok firmanın defilesinde yer aldı. İTKİB’le yurtdışındaki fuarlarda çeşitli defilelere katıldı. Reklam filmlerinde oynadı. 1996 Yılı Türkiye 4. Güzeli seçildi. Ülkemizi Japonya’da Miss İnternational yarışmasında temsil etti ve ilk on finalist arasında yer aldı. 1992 –93 Miss Model fo Turkey’e seçildi. Ayrıca BRT’ye 1999 yılında, ‘Damak Tadı’ isimli 110 bölümlük bir yemek programı hazırladı. Gökçe Yanardağ ‘Üç Kişilik Aşk’ adlı televizyon filminde Müge karakteriyle karşımıza çıktı.Son olarakta Sıla dizisinde Esma karakteriyle karşımıza çıktı….

Uğur Polatla Söyleşi

Uğur Polat ile Söyleşi
O, hiç özel yaşantısıyla gündeme gelmedi. Hep yaptığı işlerle anıldı. Ankara’dan İstanbul’a gelmesiyle hayatında yeni bir dönem başlayan ve Türk sinemasında önemli işlere imza atan gerçek bir beyefendiyle, Uğur Polat’la sinema, tiyatro ve TV üzerine koyu bir sohbete daldık.
Ben oyuncuyum, benim mesleğim bu. Elimden başka bir şey gelmez.

Hakkınızda tek bir olumsuz söz duymadım. Pek de medya önünde olmayıp bu kadar sevilmek nasıl bir duygu?
Açıkçası özel bir şey yapmıyorum. Yapım bu, elimden başka bir şey gelmez. Böyle yetiştim, böyle gördüm, böyle bir gelenekten geliyorum. Özel bir şey yapmıyorum, içimden böyle geliyor.

“2 Süper Film Birden”in çekimleri nasıl geçti. Ortaya çıkan film, beklentilerinizi karşıladı mı?

Ben 2 gün çalıştım o filmde. Küçük bir rolüm var. Ama bu 2 güne değdi. Henüz filmi izleme şansım olmadı. Antalya’da festivalde izleme şansım olacak. Oraya da seçilmiş 9 filmden biri olmuş, ona da çok sevindim.

Bu yıl “Babam ve Oğlum” gibi geniş izleyici kitlesine ulaşmış bazı filmler festivalde yer alamıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Öyle bir şartname varmış, o şartnameye uymuşlar. Çok film başvurmuş. Baktılar ki başa çıkılamayacak, böyle bir şartnameyi devreye sokmuşlar. O durumda da birkaç film de elenmiş oldu ister istemez ama keşke hepsi katılabilseydi. Gönlüm onu isterdi tabi ama böyle bir şartname varsa da yapılacak bir şey yok.

Genelde depresif rollerin oyuncusu olarak anılıyorsunuz. Bu filmde yine psikolojik yönü ağır basan bir karakteri mi canlandırdınız?

Yok, tam tersi. Tam böyle çakal çukal takımından birini oynuyorum (gülüyor). İnsanlara seks kasetleriyle şantaj yapıp para kaldırmaya çalışan üçkağıtçının birini oynuyorum.

Sizi komedi filmlerinde görmek isteyenler de var. Komedi ya da korku sineması gibi diğer film türlerine nasıl bakıyorsunuz?

Hepsine çok sıcak bakarım. Yeter ki senaryo iyi olsun ve rol de benim oynayabileceğim bir rol olsun. Yani senaryo iyi olduktan sonra hiçbir problem yok. Hani bir eşcinsel de oynanır. Yeter ki senaryo iyi olsun, o eşcinsel bir şeyler anlatsın, bir derdi olsun, karikatür olmasın. Yoksa komediye de çok sıcak bakıyorum ama bizdeki komedi anlayışı biraz Türk sinemasında ya Hababam Sınıfı mantığıyla çekiliyor ya da çekilmiyor. İki arada bir derede. Bir derdi, bir sıkıntısı olmalı, insanın söyleyecek sözü olmalı diye düşünüyorum. Yoksa Hababam Sınıfı gibi bir komedide olmak istemem beceremem yani öyle karikatür bir şeyi beceremem…

Filmlerde canlandırdığınız karakterlerin gerçek yaşamınızla örtüşen yanları var mı?Hayır.

Karşılaşma’da çok büyük bir travma yaşamış bir adamı canlandırdım. Oğlu trafik kazasında ölmüş, kendisi kanserle mücadele ediyor, mutsuz bir evlilik… Yani benim daha hiç evliliğim olmadı, bir oğlum yok, başıma çok şükür öyle bir hastalık gelmedi, öyle bir travma yaşamadım. Hani ben de bir takım travmalar yaşadım çocukluğumda. Her insan yaşamıştır ama oynadığım rollerle özdeşleştirme kurmuyorum, geçmişimde de öyle benzerlikler yok, çoğuyla yok. Salkım Hanım’ın Taneleri’nde de Levon’u oynadım. O da içine kapanık bir adamdı ama hayatta öyle bir şeyim olmadı.

“Filler ve Çimen”deki performansınız biraz tartışıldı. Onun dışında sinemada, tiyatroda yaptığınız her iş ve seslendirmen olarak katkıda bulunduğunuz eserler hep büyük beğeni kazandı. Kendinizi bu alanların hangisinde daha başarılı görüyorsunuz?

Hepsini ben keyif alarak yapıyorum, seslendirme hariç, seslendirme yapmıyorum uzun süredir. O çünkü keyif alınacak bir şey değil. Yani saatlerce stüdyoda bekleyip başka birine ses vermek, hiçbir şey yaratmadan sadece zaman tüketmek, karşılığında çok cüzi paralarla iş yapmak keyifli değil ama sinema ve tiyatro gerçekten olmazsa olmaz şeyler. Çünkü ben oyuncuyum, benim mesleğim bu. Elimden başka bir şey gelmez. Oyunculuk yapacağım. Bunu ya sinemada, ya tiyatroda, ya da televizyonda yapacağım. “Filler ve Çimen”le ilgili olarak da Derviş Zaim’in ikinci filmiydi. Benden böyle bir dayanışma rica etti. Ben de o dayanışma içinde olmak istedim.

Keşke oynamasaydım dediğiniz bir film var mı?

Yok, hayır bütün filmlerimi seçerek, isteyerek oynadım.
 
Senaryo iyiyse, benim içimi kaşıyacak, böyle karnıma ağrı saplayacak bir senaryoysa, hangi rol olursa olsun; arkadan geçmeye bile razıyım.

Sizce oyunculuğun ideal bir yaşı var mıdır? Şu an oynadığınız filmlerde, oyunculuğa ilk başladığınız dönemki heyecanı duyuyor musunuz?

Tabi ben de yaşlandıkça bana gelen roller de değişmeye başladı. Yaşım 45 oldu ve artık bundan önce oynadığım rolleri oynama şansım giderek azalıyor. Çünkü daha gençtim, şimdi daha olgun yaşa geldim, giderek daha da yaşlanıyorum. Ona göre roller oynuyorum. Şimdi yeni gelen oyunculara bıraktık o rolleri. Onlar çok başarıyla canlandırıyorlar. Ama tabi ki oyunculuk yaşla da doğru orantılı gelişiyor. Hani derler ya “şarap gibi”dir. Gerçekten öyle. Tecrübeyle doğru orantılı bu, yaşadıklarınızla, biriktirdiklerinizle, oyunculukla beslenmesiyle doğru orantılı. O yüzden oyunculukta da yaşlanmak güzel.

Anadolu Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak da çalıştınız. Genç oyuncu adaylarıyla deneyimlerinizi paylaşmak nasıl bir duygu?

3 yıl ders verdim. Artık vermiyorum, elimden geldiğince vermeye çalıştım ama hocalık başka bir şey gerçekten. Hem Eskişehir’in yapısı gereğiyle taşıma suyla değirmen dönmüyor. İstanbul’da yaşıyordum buradan apar topar ders verip tekrar dönüyordum. Olmuyordu orada olmak lazım, orada yaşamak lazım, öğrencilerle mesai geçirmek lazım. Haftanın bir günü ders vermekle olmuyor. Bir de hocalık başka bir şey. Yani daha farklı psikolojilerden de anlamak gerekiyor. O da bir tecrübe, biraz erken olduğunu düşünüyorum. İnşallah daha ileride, daha olgunlaşınca… Güzel bir şey çünkü gençlerle haşır neşir olmak çok güzel. Hem kendinizi de besliyorsunuz, kendinizi de diri tutuyorsunuz onlar sayesinde ama yine de bu konuda eksikliğim çok.

Sıradan bir filmde başrol oynamak mı, yoksa daha geniş kitlelere ulaşan bir yapımda yan rol almak mı sizi daha çok cezbeder?

Başrol oynamanın keyfi de ayrı, böyle yardımcı rollerde oynamak da çok keyifli. Senaryo iyiyse, benim içimi kaşıyacak, böyle karnıma ağrı saplayacak bir senaryoysa, hangi rol olursa olsun arkadan geçmeye bile razıyım. Yeter ki iyi bir senaryo olsun, iyi bir yönetmenin elinden çıksın, usta işi olsun. Önemli değil.

Halkın içinde yaşadığınız söylenir hep. Dışarıda size karşı tepkiler nasıl?

Çok sevdiklerine şahit oluyorum. Yolda, otururken, sohbet ederken… O hayat, başka bir hayat. Sokağa çıktığım zaman ben oyuncu değilim. Bana herkes saygıyla, sevgiyle yaklaşıyor. Memnunum çünkü ben çok ortalarda olan biri değilim.

Birçok TV dizisinde de rol aldınız. Şu an TV dizilerinin durumunu nasıl görüyorsunuz? Bu dizilerde ve sinemada tabi, oyunculuk eğitimi almamış ünlülerin fazlaca başrollerde görünmesi sizi rahatsız ediyor mu?

Televizyonda gerçekten iyi paralar kazanılmaya başlandı. Hem yapımcısına, hem oyuncusuna iyi para kazandırıyor. Durum böyle olunca da bu pastadan pay almak isteyen bir sürü insan var. Aklına gelen ilk fikirle bir senaryo yazıp ortaya çıkıyorlar bir dizi çekmek adına ama gerçekten olmamış senaryolar bunlar. Yani çoğu iyi değil, bir sürü de dizi var şu an, çoğu elenip gidecek. Bu bir furya. Herkes ne kapmak isterse atlıyor bu işe.

Sizin yayından kaldırılan dizleriniz oldu mu?

Oldu tabi, 2 tane üst üste dizim kalkmıştı: “İstanbul Şahidimdir” ve “Seher Vakti” dizileri.

Sizce senaryoları mı yetersizdi, yoksa tamamen rating sorunları mı?

Senaryoları yeterli olduğu için ben evet dedim. Yetersiz bir senaryo olsaydı evet demezdim ama burada başka şeyler, bizi aşan şeyler giriyor: yayın saati, yayınlandığı kanalın politikası, karşısında tutulan bir dizi var mı yok mu gibi parametreleri var. Benim hiç anlayamadığım, hiç bilmediğim şeyler. Olan biz oyunculara oluyor, gerçekten üzülüyorum. Sanki benim yüzümden kalkmış gibi bir psikolojiye giriyorum. O yüzden ben geçen yıl hiçbir TV dizisinde oynamadım. Yani biraz küstüm, uzaklaştım o piyasadan. Bir sürü insan oradan ekmek yiyor ve ona göre planını yapıyor, pat diye kalkınca bir anda ortada kalıyor. Bir de tabi çok dizi olunca bu kadar elemanı nasıl karşılayacaksınız? İstihdam sorunu var. Türkiye’de bu kadar görüntü yönetmeni yok, Türkiye’de bu kadar senarist yok. Birbirimizi kandırmayalım yani. Bu kadar iyi ışıkçı, iyi kostümcü yok, iyi sanat yönetmeni yok, iyi oyuncu yok, iyi nakliyeci yok. Bu kadar çok dizi olunca… Ama hayat akıp gidiyor, yani yarış içindesiniz. Kalitesiz elemanlarla bu iş ne kadar iyi oluyor işte görüyoruz. Çamur gibi diziler izliyoruz. Çok kötü senaryolar, çok kötü oyuncuların oynadığı maalesef…
 
TV dizilerindeki başarı yakalandıktan sonra, bunu bir de sinemada deneyelim mantığına karşıyım.

Şimdiye kadar çalıştığınız yönetmenler içerisinde birlikte çalışmaktan en çok keyif aldığınız isimler kimler oldu?

Son filmimde sevgili Ömer Kavur’la keyifle çalıştım. Ben bütün yönetmenlerimle keyifle çalıştım ama tabi Ömer Kavur çok başka bir tecrübe oldu benim için. Bir oyuncuyla nasıl diyalog kurulması gerektiğini iyi bilen, oyuncuya karşı hiçbir kompleks duymayan, sevgi saygı duyan, onu özgür bırakan, rahat bırakan bir yönetmen. Bir de çok donanımlıydı. Çok bilgili, çok görgülüydü. Hani bir ders gibiydi, okul gibiydi onunla çalışmak. Onun dışında genç yönetmenlerle de çalışmaktan çok keyif aldım. Derviş Zaim’le, Serdar Akar’la, en son Murat Şeker’le, daha bir dolu var, Çağan Irmak’la çalıştım.

Yurtdışında yaşamış Türk yönetmenlerin çektiği filmlerde daha farklı bir hava mı oluyor? Hikayeleri daha farklı mı işliyorlar?

Mesela Fatih Akın. Onların da başka dertleri var orada. Yani hem orada yaşayıp hem oralı olmak ama aslında bir Türk olmak gibi sıkıntıları var. O sıkıntıları anlatmak daha farklı bir dil gerektiriyor olabilir ve gerçekten Fatih Akın yaratıcılığı üst düzeyde olan bir yönetmen. Hem senarist olarak, hem yönetmen olarak. Tabi ki ortaya çıkan sonuç çok farklı. Bir de ellerinde iyi paralar var, prodüksiyon olanakları çok zengin. Gerçekten Türkiye’de ilk filmi çeken bir yönetmenle kıyasladığımızda Fatih Akın’ın arkasında iyi bir sektör var en azından, Alman film sektörü var. Türkiye’yle kıyaslandığında çok avantajları var. Üstüne bir de yaratılıcılık eklendiği zaman iş zaten kendiliğinden çözülüyor…

Türk sineması, 90’ların başında durağan bir dönem geçirdi. Şimdi yeniden bir hareketlenme var. Sizce Türk sineması eski havasını yakalayabilecek mi?

Tabi çok farklı. Giderek daha iyi olacaktır mutlaka ama bir şeyin ayrımına varmak lazım. TV dizilerindeki başarı yakalandıktan sonra bunu bir de sinemada deneyelim mantığına karşıyım ben. TV mantığıyla sinema yapmaya karşıyım. Televizyon mantığıyla, televizyon formatıyla çekilen senaryolar, konular sinema mantığına uymuyor. Oyunculuğu farklı. Sinema sanat bir kere, televizyon bir sanat değil. Sinema bir sanatsa o sanatın gerekliliğini yerine getirmek lazım. Hem senaryonuzda, hem kameranızda, hem ışık kullanımınızda, hem de oyunculuk anlamında o sanatın gerektirdiklerini yerine getirmeniz lazım. Ama televizyon mantığıyla çekerseniz hani 5 günde çekelim, 6. gün dublajını yapalım, 7. günde yayına sokalım gibi. Yalapşap, ucundan değinerek konulara, kazımadan, karton karton tiplerle… Karton tipler bitti, onlar eski Yeşilçam sinemalarındaydı, arkası yoktu, tek boyutluydu, şimdi 3 boyutlu her şey. Yani kazıdıkça altından bir sürü dert çıkıyor, sıkıntı çıkıyor. O anlamda böyle Hababam Sınıfı gibi, Hırsız Var gibi filmler, asla küçümsemiyorum, onlarda da bir sürü emek var ama sinema değiller benim gözümde…

Yerli sinemamızda filmler biraz acele mi çekiliyor? Profesyonellik konusunda eksiklik var mı sizce?

Profesyonel çekilmediği konusunda katılıyorum. Yurt dışında 6-7 ayda çekilen bir film Türkiye’de 1, 1.5 ayda çekiliyor. Rekorlar var, 15 günde, 10 günde çekilen sinema filmi var. Sinemanın doğasına aykırı. Neden? Teknik olanaksızlıklardan, maddi olanaksızlıklardan. Bir tekrarda kabul edilecek sahneler… Halbuki olana kadar çekmek lazım.

Kendi filmlerinizin çekim sürecinde, sık tekrar oluyor mu?

Olana kadar çekmekten yanayım. Ben içime sinmediyse yönetmenden rica ediyorum bu sahneyi tekrar çekelim diye. Ama nereye kadar ısrarcı olabilirsin. Çünkü bir film harcanıyor ve para gidiyor. Maalesef buralarda kilitleniyor işler Türkiye’de…
Bir hazırlanma süreci oluyor mu? Oynadığınız roller için özel bir çalışmaya gerek duyuyor musunuz?

Tabi, dersimi çalışarak gidiyorum. Okuyorum çekilecek sahneleri, kendi kafamda dramatizesini yapıyorum, ezberliyorum rolümü. Ama oynadığımız roller öyle çok özel karakterler değil, sıradan karakterler. Üzerinde uzun uzun ön hazırlık yapılacak karakterler değil. Çünkü edebiyat uyarlaması çekmiyorsanız Yağmur Adam gibi özel karakterleri, üzerinde çalışılması gereken rolleri oynamıyoruz.

“Şu kitap sinemaya uyarlansa, çok güzel film olurdu” dediğiniz bir kitap var mı?

Çok ender. “Salkım Hanımın Taneleri” uyarlandı. Yılmaz Karakoyunlu’nun bir romanı. Benim oynadığım 15 film içinde uyarlama bir tek o var yanlış hatırlamıyorsam. Hepsi özgün senaryolardı. Beyoğlu’na çıktığımızda karşılaştığımız sıradan insanlar. Tabi kazıdığınız zaman altından bir sürü şey çıkıyor ama fiziksel bir özelliğe dikkat çekmek gerekiyorsa onun üzerine özel bir çalışma yapmak gerekir. Ama normal sağlıklı bir adamsa sadece içinde psikolojik sıkıntıları varsa özel bir çalışma yapmaya gerek yok. Tiyatroda öyle değil. Tiyatroda oynadığınız karakteri gerçekten irdelemek lazım. Biz Shakespeare de oynuyoruz, bir sürü dünya klasiği de oynuyoruz. Onlara çalışmak gerekiyor.

Sinemayı internetten takip ediyor musunuz?

Internetle aram çok yok. Bir iki site var: Tiyatro, sinema sitelerine giriyorum ve günceli takip etmek için haber sitelerine bakarım. Günümün büyük bölümünü bilgisayar başında geçirmiyorum, çok da kapılmak istemiyorum.

Türkiyede Kadınlar Aşkla Sevilmiyor

Türkiye’de kadınlar aşkla sevilmiyor

Fehriye Evcen’le dört aydır aşk yaşayan Özcan Deniz, Meltem Cumbul’la olan yeni projesi ‘Aşk Yakar’dan hareketle aşka bakışını anlattı: Ben genelde aşktan korkuyorum. Aslında korktuğum aşk değil aşkın getireceği zayıflıklar. Türkiye’de kadınların gerçekten aşkla sevilmediğini düşünen Deniz, şunları söylüyor: “Kadınlar aşkla çok az seviliyor, aşkla çok az sevişiliyor. O kadınlardan doğan çocuklar da çok zeki olmuyor maalesef. Kadın olduğunu çok fazla bilmiyor bu nedenle… Özgürleşmek istediğinde de şöyle bir hataya düşüyor; erkekleşiyor, aynılaşıyor. Aynılaşma ile eşitlenmek çok farklı. Bir otuz yılı daha var kadının Türkiye’de tam anlamıyla kadın olarak özgürleşmesi, hayatını devam ettirmesi ve erkeklerin severek, aşık olabilmesi, birlikte olabilmesi için…”
Dört aydır Fehriye Evcen ile aşk yaşayan Özcan Deniz, aşkla ilgili düşüncelerini ise şöyle özetliyor: “Ben genelde aşktan korkuyorum. Aslında korktuğum aşk değil aşkın getireceği zayıflıklar. Zaaflarım ortaya çıkıyor. Genelde hayatı gardımı alarak yaşamayı öğrendim. Gelecek her türlü belaya, güzelliğe, hepsini göğüsleyecek şekilde hazırım ama siz böyle her tarafınızı kapatmış kalkanlarla yaşarken, biri sizi görüp aşık olamaz. Onları kaldırmanız gerek ki içinizi görsün, size aşık olsun. Bunu da ancak ben aşık olursam yapıyorum. Aşk önce bende başlıyor. Zamanında canım çok yandı. Bunu itiraf edebilirim. O yüzden şimdi daha dikkatli, temkinli hareket ediyorum. Artık kendimi tamamen teslim etmek istiyorm. Bu hayatıma giren kadının işini zorlaştırıyor. Ama kendimi bırakmaya niyetliyim, bakalım ne olacak.”

Ece Sükan

Ece Sükan

Daha önce 2 dizide küçük roller oynayan manken Ece Sükan, şimdi de Özcan Deniz ile Meltem Cumbul’un başrolündeki Aşk Yakar isimli dizide yer alacak. Sükan, oyunculukta ilerlemek istediğini söylüyor.
 

Habertürk’te Oylum Talu’nun sunduğu ‘Burası Hafta Sonu’ programına konuk olan manken, moda editörü Ece Sükan, Özcan Deniz ve Meltem Cumbul ile birlikte ‘Aşk Yakar’ isimli dizide rol alacağını anlattı.
Başarılı ve mutlu olmak istediğini ifade eden Sükan, oyunculukta ilerlemek istediğini belirterek, “Oyunculuk içimden gelen bir şey gibi. Çok üstüne gitmedim. Bir kaç tane tebrübem olmuştu. Bir 24 Saat dizisinde ve bir de Haziran Gecesi’nde. 1-2 sene hiç dizi ile ilgili bir şey yapmayı düşünmedim. Şimdi bir tesadüf oldu” diye konuştu.
Aşk Yakar isimli diziyle ilgili detay vermek istemeyen Sükan, oyunculuğun kendisinde yarattığı etkiyi de şu sözlerle ifade etti:
“Oyunculuk kişinin kendini buluşu, terapisi gibi bir şey. Sanki içinden bir şeyi çıkartıyorsun. O da enteresan geliyor bana.”
Basının gündemindeki olumsuz haberlerin yoğunluğu nedeniyle gazeteleri eskisi kadar sık takip etmediğini belirten Ece Sükan, evinde de bir süredir televizyon bulunmadığına anlattı. Sükan, dizinin başlamasıyla birlikte televizyon alacağını sözlerine ekledi.

Aşk Yakar Awatar Ve İmzalar

 

Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.